Tutanakçı mı olacağız, istatistik mi?

Shakespeare’in “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” cümlesi gibi aslında başlıktaki soru.

Dünya üzerinde bir yılda 7’den büyük 20 civarında deprem oluyor.

Türkiye’de 1930’dan bu yana meydana gelen 7’den büyük deprem sayısı sadece 16.

Takvimsel olarak birbirine en yakın depremleri 1957’de yaşadık.

25 Nisan’da Muğla-Fethiye, 26 Mayıs’ta Bolu-Abant, 7.1 büyüklüğündeki depremlerle sarsıldı.

Yerleşimin az olması nedeniyle can kaybı sayıları çok düşük oldu.

Gelelim 2023’te yaşadığımıza.

Dünya tarihinde, merkez üssü aynı şehrin farklı ilçeleri olan, 9 saat arayla yaşanmış 7’den büyük iki deprem yok. 6 Şubat 2023’te tam olarak bunu yaşadık işte. 1908’den beri Kahramanmaraş’ta olmuş 5’ten büyük deprem yok kayıtlarda.

Büyük depremlere dair 1114 ve 1513’ten bize kalanlar var ama onlar da ard arda iki depremi işaret etmemiş hiç.

Bir yanda eşsiz bir felaket diğer yanda asırlar öncesinden kalan bilgiler, sonuç katlanarak artan ölüm istatistikleri…

★ ★ ★

Hatay, son bir senedir dişlerinin çoğu dökülmüş bir ağız gibi duruyor, bırakın yaşamayı, bakmakta bile güçlük çekiyor insan.

Kolay değil, ikiz depremlerden iki hafta sonra 6,4 büyüklüğünde bağımsız bir deprem daha yaşadı Hatay.

Bilim ve tarihler dersler demiştik değil mi?

İnsanlık tarihinde en ölümcül depremlerden ikisinin yaşandığı yerdi Hatay.

115 yılında 7,5 büyüklüğündeki depremde 260 bin kişi öldü.

525 yılında meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde de 250 bin kişi hayatını kaybetti.

Milattan Sonra 132’den beri deprem büyüklerini ölçebiliyor insanlık ki ilk örnek Çin’de bir vazonun üzerine yerleştirilen 8 ejderha ve 8 kurbağa başından oluşuyordu. Vazonun içerisinde de bir sarkaç olduğu tahmin ediliyor hâlâ.

Bunlar artık çok önemli değil, önemli olan depremlerin kendilerini tekrar ettiği, fayların enerjiyle dolduğu bilgisi. Büyük acıların yaşandığı Hatay’da kentsel dönüşüme karşı mitingler düzenlemiş belediye başkanı Mart 2024’te tekrar aday gösterildi.

Bilim ve akıl bazen akıl sır erdiremiyor yaptıklarımıza, sonuç ölüm ve istatistiklerde katlanarak artış oluyor.

★ ★ ★

Tokyo’da 2030 yılına kadar 9 büyüklüğünde bir deprem olması bekleniyor.

Japonlar bu çok büyük depremde ölü sayısının 9 bin, hasarlı bina sayısının 100 bin olacağını hesaplamışlardı.

Son 10 yılda yaptıklarıyla beklenen ölü sayısını 6 bin 100 kişiye düşürdüler.

Japonya’da yaşanan depremler aslında bizim için iyi birer örnek değil.

Okyanus tabanının yüzlerce kilometre altında olan depremlerin merkez üsleri Japonya karasına yüzlerce kilometre uzakta.

Türkiye’de meydana gelen depremlerde sığ depremler ama geçtim bu tanımlamayı bunca yıldır deprem anlatıyor medya, halen büyüklük ile şiddet arasındaki farkı bile öğrenemedik daha.

★ ★ ★

Ölüm-bilim-rakam üçgenine dikkat etmeyince ortaya acılar çıkıyor.

En iyi şairlerin kitaplarının bile artık bin adet basılmadığı bir ülkede, yazıya bir şiir adını başlık yapmak akıl işi değil belki… Ahmet Telli’nin “Acının tutanakçısıyım” diye bir şiiri vardır, ister istemez tutanakçılar haline geliyor ömrümüz.

Bu üçgeni kırmak bizim elimizde ama bu iş bina çürük çıkarsa tahliye etmek zorunda kalırım diye kontrol elemanlarını apartmanlara sokmamakla da olmuyor.

Sonuçta bilime sadece merkezi ya da yerel yönetim değil, en çok bizim saygı duymamız gerekiyor.

Aksi halde tutanakçılık biter, istatistik tablolarındaki bir rakam haline geliriz…