Terapide Neler Yapılır?

Zannedildiği gibi bir sadece oturup konuşma biçimi olmayan terapide;

Danışanın anlattıkları eleştirmeden, yargılamadan ve iki kişi arasındaki gizlilik esasınca dinlenir…

Danışanın olası sorunlarının çözümü için birlikte yol haritası çizilir.

Danışan derinlemesine tanınır ve ona, iç görü sağlayacağı ve hayattaki sorunlarının çözümüne ulaşmasını kolaylaştıracak sorular sorulur ve yorumlar yapılır. Böylece danışanlar, sorular ve yorumlamalarla probleminin çözümü konusunda bilgilendirilir.

Neden Psikoloğa Gitmeliyiz?

Günlük hayat pratiğinde insanların psikoloğa gitmekle ilgili çekinceleri olduğunu hepimiz gözlemliyoruz. Bu son yıllarda oldukça aşılmış olsa da hala büyük bir yıpranma ve baş edememe olmadığı sürece terapiden uzak durma söz konusu. Yaşadığımız ve çözmek istediğimiz sorunlarımızın yanı sıra elimizdeki sağlam olanı güçlü tutmak da oldukça önemli. Zaman zaman hepimiz bu konuda bir direnç gösteriyor olsak da bu direnci yenmeye çalışıp bir uzmanla birlikte çalışmak eminim size de iyi gelecek!

Psikoloğumuzu Nasıl Seçmeliyiz?

Terapi almaya karar verdikten sonraki en önemli aşama uzman seçmek. Günümüz Türkiyesi’nde ruh sağlığı çalışanlarıyla ilgili kapsamlı bir yasa olmadığı için yapmanız gereken ilk şey seçeceğiniz uzmanın eğitimini sorgulamak.
Daha sonrasında uzmanın çalıştığı ekolü ve mesleki ilgi alanlarını öğrenerek size uygunluğu konusunda fikir sahibi olmak.
Örneğin Bilişsel Davranışı Terapi nedir?
Psikanaliz nedir veya Sistemik Terapi ne demektir bunlar hakkında bilgi sahibi olursanız uzman arayışınız daha dar bir filtrede ve daha sağlıklı olacaktır.
Ayrıca sizin sorununuz ve terapiye kimlerle gelmek istediğinize göre terapinin türü değişmekte. Bireysel, çift ve aile ya da cinsel terapi gibi terapi türlerini de araştırarak terapi türünüzü de bu şekilde filtreleyebilirsiniz. Uzmanınıza karar verdikten sonra onunla telefon görüşmesi yaparak terapi türünün ve ekolün sizin için doğruluğunu teyit edebilirsiniz.

Güvensiz Bağlandığımızı Nasıl Anlarız?

Bağlanma şeklimiz ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki ve dünyaya bakış açımıza dayanarak bizi günümüz ilişkilerine hazırlar. Doğduğumuz andan itibaren ebeveynlerimizle yakınlığımız ve kurduğumuz bağ dünyayı ve insanları tehlikeli ya da güvenli algılamamıza dayanak oluşturur.

Kaygılı, güvenli, kaçıngan ve kaygılı-kaçıngan bağlanma stilleri bizim yetişkin hayatımızdaki romantik ilişkilerimizde oldukça önemli yere sahiptir. Fleabag adlı dizide ana karakter kendisi için imkansız olduğunu bildiği halde bir rahipe aşık oluyor ve bu ilişkinin gerçekleşmesi için oldukça emek veriyor. Peki sizce bağlanma kuramı bunun neresinde?

Kaygılı Bağlanma Nedir?

Kısaca;

İlişkilerinde çoğunlukla daha fazla yakınlık ihtiyacı hisseden, ilişkileri üzerine çok kafa yoran ve enerjisini ilişkisine çok fazla harcayan, ayrılma konusunda hassas ve partnerlerinden gelecek duygusal geri dönüşler için oldukça endişeli olabilirler. Bazen imkansız olan ilişkiler peşinde koşarak kendilerini bağlanmaktan korurlar. Eğer toksik bir ilişki içerisindelerse partnerleri genellikle kaçıngan bağlanan bireyler olabilmektedir. Bu birliktelik bir ilişki kapanı olarak anılır ve hem sürdürmesi hem de bitirmesi oldukça sancılıdır.

Havuçlu kekiyle bütünleşmiş ıssız adam karakteri uzun yıllardır hayatımızda. Bu ifade sevgiye ve yakın ilişkiye karşı mesafeli duruşları ile aslında kaçıngan bağlanma stiline sahip insanları tanımlamak için kullanılıyor.

Peki ya Kaçıngan Bağlanma Stili Nedir?

Kaçıngan bağlanma stiline sahip insanlar, ilişki içerisinde derin bir yalnızlık çeken, birlikte ama yalnız hisseden, daima bir kaçış planı olan ve bu kaçışın zamanını kollayan bir yapıdadır.

Samimiyet gösterdikten sonra aniden uzaklaşma, eski sevgiliyi özlediğini dile getirme, fiziksel yakınlıktan kaçınma ve başkalarına kur yapma gibi davranışlar sergileyerek yakınlıklarını kontrol altına alıp sizi kendilerinden uzak tutmaya çalışabilirler.

Zihinlerinde çoğu zaman onları bekleyen bir mükemmel vardır ve o kişiyi bulduklarına asla ikna olmazlar. Bundan dolayı sık sık partner değiştirebilirler.

Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerin kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerle yaşadığı ilişkinin toksik bir ilişkiye dönüşme ihtimali fazladır.

Yapılan araştırmalar bu bağlanma stiline sahip insanların özgür ve mesafeli gözükmeye çalışarak kendilerini koruduklarını göstermektedir.

Korku mu Kaygı mı?

Doğamız gereği hepimiz bazı korkular ve kaygılar yaşarız. Peki bunları birbirinden nasıl ayıracağız?

Korkunun nesnesi vardır. Yani korktuğumuz an o nesneye karşı savaş ya da kaç tepkisi veririz ve genellikle bir aksiyon alırız. Örneğin yırtıcı bir hayvan bizim korkumuzun nesnesidir.

Kaygının bir nesnesi yoktur ve bize bir aksiyon aldırmak yerine bizim gelecekte karşılaşacağımızı düşündüğümüz durumlara bizi hazırlar gibi gözükür. Örneğin kedim ölürse ne yaparım diye düşünüp kendimizi hazırlamak.

Korku yaşadığımız anla ilgilidir.

Kaygı ise gelecek ile ilgilidir.

Kaygının hafif hali bize yaşamsal kolaylıklar sağlayabilir ancak ileri düzeydeki kaygı işlevselliğimizi bozar. Kaygının günlük yaşamdaki işlevselliğimizi bozmaması için bir uzmandan destek almak şarttır.

Panik Atak mı Panik Bozukluk mu?

Kişide bir nöbet şeklinde aniden gelişen panik ataklar, yoğun anksiyete nöbetleridir. Atak anında kişi beklemediği bir anda yoğun endişenin yanı sıra kalp sıkışması, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, soğuk terleme, ateş basması, mide bulantısı gibi fiziksel semptomlar yaşayarak fenalaşma hissi yaşayabilir. Sık sık kalp kriziyle karıştırılan panik ataklar sırasında kişi öleceğini sanar ancak atağı sakince karşılayıp gerekli egzersizleri yaparsa atak sırasında daha kontrollü olması olasıdır.

Panik bozuklukta ise yaşanılan panik ataklar daha sık bir hal almıştır ve sürekli olarak yeni bir atak yaşanacağından endişe duyulur. Bu iki atak arası yaşanılan tekrarlama korkusu ve panik atak döngüsü, panik bozukluğu yalnızca panik atak yaşıyor olmaktan ayırır.

Panik atak anlarında bunun geçici bir nöbet olduğunu kendinize hatırlatmak ve panik atak korkusuyla kendinizi soyutlamamak alınacak doğru aksiyonlardan biridir.

Olumsuz Otomatik Düşünceler

Sizin de gün içerisinde ortada bilinçli bir yargılama olmaksızın aklınızdan böyle düşünceler geçiyor mu?

Bizi sürekli eleştiren, durduk yere modumuzu düşüren ve aslında kökenlerini küçüklüğümüzden beri bizi şekillendiren, dünyaya ve kendimize karşı oluşan temel inançlardan alan bu düşüncelere otomatik düşünceler diyoruz. Bu otomatik düşünceler çoğu zaman birçok durumu olmadığı gibi değerlendirmemizi sağlayarak bizi yanlış yönlendirebilir.

İşte Bilişsel Davranışçı Terapi de tam da bu bizi yiyip bitiren davranışları inceleyip bizi daha rasyonel düşünmeye sevk etmek için var.

Terapi alarak bu düşüncelerinizi inceleyebilirsiniz. Küçücük bir tüyo;

Canınızı sıkan bu tarz bir düşünceyle karşılaştığınızda o anlık bir adım geride durup zihninize uzaktan bakın, bu düşünceyi sizinle aynı şeyleri yaşayan biri düşünse ona ne derdiniz?

Aile ve Çift Terapisi Nedir?

Birçok kişinin boşanma sürecinde gereğinden fazla yıprandığını ve çocuklarını her ne kadar dışarda tutmaya çalışsalar da onların da zarar görmesine neden olmalarına neden olan ilişkiler görüyoruz.

Peki Aile ve Çift Terapisiyle bu gibi durumlarda neler yapılıyor?

Aile ve Çift terapisi tüm aile üyelerini veya bir ikili ilişki içerisinde bulunan bireyleri kapsayan, birbirleriyle ilişkilerini yapılandırmak üzerine kurulmuş bir psikoterapi alt dalıdır. Bu terapi çeşidinde ebeveynler arasındaki ilişki, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişki veya çiftler arasındaki ilişki çalışılabilir.

Aile ve Çift Terapisine gelen aile veya çiftlere ilişkilerini repere etmelerinin haricinde de sağlıklı boşanma gibi tersi yönde de yardımcı olunabilmektedir. Dolayısıyla ilişkilerini bitirmek isteyen çiftler de bu terapi çeşidi sayesinde daha az hasarlı bir ayrılık/boşanma süreci geçirebilirler.

Bu terapi çeşidinde çoğunlukla tüm aile veya çiftler bazen birlikte bazen ise ayrı ayrı seansa alınmaktadır.

Medea Sendromu ve Patolojik Kıskançlık

Medea Sendromu adını Medea adlı bir klasikten almıştır. Eski eşine patolojik bir şekilde bağlanmış, boşanmayı hazmedemeyen ve eski eşini ve onun yeni eşini düşman olarak gören iki çocuklu bir anne…

Patolojik kıskançlık, terk edilmenin acısını kaldıramamak, intikam alma duygusuyla kendi çocukları da dahil olmak üzere birçok insana zarar verme eylemini anlatan Medea sendromu, sadece kadınlarda değil erkeklerde de görülmekte.

Özellikle boşanma sonrası karşılaştığımız, bir ebeveynin diğer ebeveyne karşı çocukları bir taraf olarak kullanması veya intikam amaçlı çocuklarına zarar veren ebeveynlerin bu şiddet içeren davranışları bu sendromu daha açıklayıcı anlatıyor sanırım.

Tabi bu zarar verici ve intikam almak üzerine kurgulanmış davranışlar tiyatro eserinde çok ileri düzeyde işlenmiş. Eski eşinin yeni karısını öldürerek eşinden intikam alan Medea, bunun üzerine eski eşinin en değer verdiği varlıkları olan çocuklarını da öldürmüş.

İlgisini çekenler için Medea isimli klasiği öneririm.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*